1 Mayıs 2012 Salı

Ortaya Karışık Birşeyler :)

*Neye el atsam elimde kalıyor, hayırlısı değilmiş diyerek geçinip gidiyoruz..

*Kpss'ye girmeye niyetlendim, sonucu ne olursa olsun hayatıma bir heyecan geldi.. Alışmışız öğrencilik hayatına boş kalmak hoşuma gitse de yaramıyor, insan illa ki böyle bir atraksiyon arıyor..

*Annelik sabır çarpı sabır işi.. Çocuğun karakterinde yanlış yönlendirmelerde bulunmamak için nasıl davranacağımı şaşırdığım dönemler de olmuyor değil.. Sabah çıldırmış gibiydi resmen, ne istediğini bilmez şekilde herşeye ağlamalar falan.. Nazarı mı vardı, bir yeri mi ağrıyordu bilmiyorum ama okununca baya rahatladı çok şükür.. Evlilik 2 kat sabırlı yaptıysa annelik en az karesi kadar yapmış olmalı :)

*Deniz Feneri Derneği hakkında yapılan karalama kampanyasından yüz akıyla kurtulmuş, çok sevindim.. Basın açıklaması burada.. İnşallah bir an önce eski günlerine dönerler..

*Deniz Feneri'nin bir de 1001 Çocuk 1001 Dilek hareketi var.. Çok hoş bir organizasyon, gerçekleştirilmesi zor şeyler değil.. Beden eğitimi seti, uzaktan kumandalı araba, kırtasiye seti gibi şeyler.. Bir çocuğu sevindirmek ne kadar ne kadar sevap Allah bilir ama onun verdiği huzur bile insana yeter eminim.. 

5 Nisan 2012 Perşembe

"çok uzattım arayı
çok soğudum yazmaktan

bahanem, vaktim yok-tu
ama aslında çoktu, belki de...

gerçi biraz kalemle tutulan notlar da buna vesile olmadı değil, neyse herhal'ü-kârda
burdayız yine.

pıtırcığımın 5. ayının dolmasına az kaldı.. günler onunla daha hızlı ve elbette daha güzel. bu arada tezi de çıkarttık aradan, hamdolsun. Aralık ayında vedalaştık kendisiyle.. yumurta kapıya dayanmadan ayrılamamıştık :) ama zor, bebekle birlikte tez çok zor, hele ki teze iyice yoğunlaşman gerekse..

hayat okulsuz-tezsiz vb.siz nasıl daha yeni yeni farkına varıyorum sanki.. bir süredir ramazan ayından çıkmış oruçlu gibi hissediyordum kendimi.. eğlenirken bile "boşa vakit harcama" diyordu içimden bir ses.. şimdilerde geçme modunda artık :)"

demişim vaktiyle.. 8 Şubat 2011'de.. saatler 20:26'yı gösterirken..

yazmışım ama yayınlamamışım, bilmem neden.. o zamanki ruh halim böyleymiş, kayıtlara geçsin :)

not: fotoğraf Ağa Kapısı'ndan.. onda ne var bunda ne var diye sorduğumuz şerbetlerin üçünden de deneme boyutunda getirmişti garson mu desem görevli mi desem :) arkadaki minik bardakta bir tanesi var, hangisi hatırlamıyorum şu anda.. brovnissa, osmanlı şerbeti ve ab-ı hayat idi sanırım denediklerimiz..

4 Nisan 2012 Çarşamba

Köfteci Yusuf

Bursa'ya gidişlerimizden biri esnasında yolumuzu İznik üzerinden geçirdik. Planlı bir gidiş olduğu için yola çıkmadan evvel orada ne yenebileceğini araştırmıştım. Dobişko'da İmren Izgara nam-ı diğer Köfteci Yusuf''u aklımıza koyarak yola koyulduk. Günü İznik gölünün muhteşem manzarasıyla batırdıktan sonra acıktık haliyle ve karnımızı burada doyuduk. Daha sonra tekrar Bursa'ya gittiğimiz başka bir seferde ise Orhangazi'deki şubelerine uğradık. Her iki şubede de siparişler ummadığınız çabuklukta servis ediliyor. Hatta Orhangazi şubelerinde tabaklar geldiğinde bir baktım sadece iki köfte mevcut içinde.. Daha öncesinde İznik'ten deneyimim olduğu için "Porsiyon bu kadar mı?" diye sorma ihtiyacı hissettim :) Meğer bekletmemek için önden bir parça getiriyorlarmış. Sonra kalanları da arkadan getirdiler. Ve bu, köftelerimizi soğumadan yeme açısından da çok iyi oldu.

İznik şubesi
Önce ateşte kızarmış ekmekle birlikte acılı ezme ikram ediliyor. El ayası büyüklüğündeki köfteler oldukça doyurucu ve gayet lezzetli.. Ekmek kadayıfını çok methetseler de benim şerbetli tatlılarla aram olmadığı için denemedim. Eşim kabak tatlısını çok sever. Aldığı kabak tatlısının tadına baktım, gayet güzeldi. Kilo ile çiğ yada pişmiş köfte almak da mümkün.

Herşey bir yana fiyatları çok çok uygun. 2 porsiyon köfte, 2 ayran, 2 çay, 1 su'ya toplam 14.5 tl ödedik, Orhangazi'de.

Yolu Bursa ya da İznik'ten geçen herkese şiddetle tavsiye ediyorum.


27 Mart 2012 Salı

hediyeleştik

internet farklı bir alem.. her ne kadar sanal dense de gerçeğe dönüştürdüğümüz hikayelerimiz de mevcut.. misal bir grup oluşturduk; çok şükür iyi anlaştığımız, grup olarak mailleştiğimiz ve sık sık görüştüğümüz..

işte bu gerçeklemelerden biri de değmesin yağlı boya adlı blog sahibesinin öncülük ettiği bir hediyeleşme etkinliği idi.. hiç tanımadığım birine hediye gönderip ondan hediye almak beni heyecanlandırdı doğrusu.. aslında etkinliği blogumda da duyuracaktım fakat bir fırsat bulup yapamadım malesef.. çekilen kurada bana rengarenk isimli blogu olan marifetli arkadaşım sema çıktı.. bu vesileyle hem onun blogunu öğrenmiş hem kendisiyle tanışmış hem de bu heyecana ortak olmuş oldum..
bitter çikolatadan çerçeve :) malesef gelirken camı kırılmış..


kırmızıcık bloga kırmızıcık süslemeler :)

sema benim için hazırladığı hediyeleri hiç üşenmeden el emeği paketlerle süsleyerek göndermiş.. bu arada kızımı da ihmal etmemiş :) semacım buradan küçük ama sevimli hediyelerin için tekrar çoooook teşekkür ediyorum.. aynı şekilde bloglar arası böyle bir heyecanın yaşanmasına vesile olduğu için değmesin yağlı boya blogunun yazarına da teşekkürü borç bilirm ;)

meraklısına not :) o kadar güzel yapılmış ki kırmaya kıyamadığım kırmızı yumurtanın içinde bir çift küpe vardı..

17 Şubat 2012 Cuma

Bebekle Umre-İhtiyaçlar

Anılarımı tam olarak tamamlamadan bu yazıyı yazmamın sebebi, hemen her gün google'da "bebek ve umre" kelimelerinin bir arada aratılarak bu sebeple blogumu en az bir kaç kişinin ziyaret ediyor olması..
Demek ki bu niyette olan pek çok kişi var ve umrenin hızlı olduğu bu vakitlerde benim daha evvel yapmış olduğum gibi nette bir ön hazırlık yapıyorlar..

Bizim umremiz 8 günlük kısa bir umre olduğu için açıkçası yanımıza alma konusunda hiç bir şeyi abartmadım diyebilirim. Sonuçta acil bir durum olduğunda ihtiyaç olan herşeyi oradan bulabileceğimi düşünüyordum ki öyle de zaten. 

Umreye gittiğimiz sıralarda Z.Sare 7 buçuk aylık idi. Düşünüyorum da bebekle gidilecek en uygun vakit oymuş hakikaten. Çünkü henüz emeklemiyordu ama desteksiz rahatça oturabiliyordu. Yürüyen bir bebek olsa gerçekten çok zor olurdu. Öyle durumlarda çocukları kendilerine bağlıyorlar ama namazlar esnasında hiç huşû kalıyor mu bilmiyorum. Namaz kılarken çantamda bulunan tesbih, selpak, oyuncak, su şişesi-bardağı vs. gibi ıvır zıvırı döküyordum önüne oyalanıyordu. Daha büyük bir çocuk olsa oyalaması da zor olurdu eminim.

Mevsim baharın son demleri yani mayıs ayının ilk haftası düştük yollara. Aşırı yaz sıcakları olmamasına rağmen elbette Türkiye'ye göre gayet sıcak. Buna rağmen z.sare'yi genelde uzun kollularla dolaştırdım. Zaten beyaz tenli bir bebek olduğu için güneşten çok çabuk etkileniyor. Ayrıca mescid içleri, oteller de klimalardan dolayı gayet serin. Hatta bu yüzden kapşonlu hırka bile giydirdiğim oluyordu üstüne.. Medine'de avluda kıldığımız bir öğle namazı vakti sıcaktan sebep üzerindeki uzun kollu tişörtü çıkarmak istediğimde arap hanımlardan birisi buna engel olmuştu, nazar değer diye :) Kaldı ki güneşten etkilenmesin diye güneş kremi sürmektense uzun kollu giydirmek evladır diye düşünüyorum. Günün ortasında en sıcak vakitte dışarılarda dolaşmadıktan sonra sorun da teşkil etmiyor. Fotoğrafları kontrol ettiğimde gördüm ki body ile durduğu tek yer Mekke-Medine arasındaki otobüs yolculuğuymuş. :)

Bebek arabası en elzemler arasında diyebilirim. Uçağın kapısına kadar gidebiliyorsunuz ve inerken teslim alıyorsunuz. Otelde, dışarıda, yemek yerken, namaz kılarken uyuduğunda, özellikle Medine'de çok kullanılıyor. Mekke'de Mescid'e, tavafa girmesi yasak. Umre'nin tavaf ve sayı esnasında kanguru kullandık. Fakat kanguru ile bebek taşımak kolay değil, yorucu oluyor epey. Ayrıca Z.Sare içinde pek durmak da istemedi, sıkıldı. Bu sebeple kalan tavafları genelde eşimle sırayla yaptık. Gündüz sıcaktan, akşam ise kalabalıktan dolayı hiç tavaf yapmadım. Gece saat 11 civarı gidiyorduk ve gayet sakin oluyordu. Çok şükür Kabe'ye elimi süre süre tavafımı yaptığım vakitler oldu. O saatte 2 yada 3 üstüste kaç tavaf yapabilirsem artık..

Her vakit namazını, uyuduğu için, mescitlerde kılamadım malesef.. Sabah namazlarını genelde.. Ve önemli yerlere ziyaretler de sabah 6buçuk gibi yapıldığı için katılamadım.

Yolculuğumuz esnasında emmesi dışında çoğunlukla kavanoz mamalardan kullandım. Orada Hero baby de dahil her çeşit kavanoz mama bulmak münkün.. Yanıma, sadece akşamları yedirdiğim, suyla karıştırılan toz mamadan da aldım. Bir de cam rende götürmüştüm. Meyve püresi yapmak için. Fazla yemek yemeyen bebekler için kullanışlı diyebilirim. Zaten oranın en büyük avantajı bol taze hurmanın olması. Hurma yedikten sonra gereken vitaminini almıştır diye düşünüyorum. Atıştırmalık-geçiştirmelik bol bol yedirmiştim. Bunların haricinde yemeklerde verilen yoğurt ve muzla da bebeklere takviye yapılabilir. Bunların dışında bir akşam et sulu bir çorba vardı, ondan yedirdiğimi hatırlıyorum..

Orada ilaç bulmak elbette mümükün, hatta adıyla bile var pek çok ilaç.. Fakat yine de yanımızda götürmemiz de fayda olabilir. Biz giderken Z. Sare diş çıkarma sebeiyle zaten hasta gibi olduğu için bu konuda full teçhizatlıydık diyebilirim :)

Bezmiş, ıslak mendilmiş, pamukmuş, alt açmasıymış, emzikmiş, biberonmuş.. Bu detaylara girmeyi gereksiz görüyorum. Çünkü zaten her anne değil yolculuk evden her çıkışında bunları eksiksiz yanına alır. Ama dediğim gibi bir eksik olursa da kıtlık mekanı değil ya, her çeşidini orada bulmak mümün.. Yalnızca şunu ekleyebilirim, küçük bir yastık götürmek özellikle uçakta ve otobüste gerçekten işe yarayabiliyor.

Portakal Ağacı Hac anılarını kaleme aldığı yazısında bebeği steril maskeyle gezdirmekten bahsetmiş. Biz hiç kullanmadık. Kullanmak istesek kullandırtır mıydı küçük hanım bilemeyeceğim.. Ama oralarda bir nevî ünlü biri gibi :p dolaştığımız için sayesinde herkes kucağına almaya yada bir şekilde sevmeye, öpmeye çalışıyordu. Kimini geçiştirseniz de her zaman aynı şeyi yapamıyorsunuz.. Yabancılar sizi-ağlar falan diyordum genelde (ki öyleydi zaten) ama bazen demeye fırsat kalmadan izinsiz kucaklarına bile aldıkları oluyordu. Küçük hanım da bir şey çektiyse ilgisini pek ses etmiyordu zaman zaman.. Demem o ki bir hastalık gelmedi çok şükür başımıza.. Belki de biraz tevekkül sahibi olmak gerek bazen..

Orada Rabbim herşeyin bir kolaylığını veriyor. Herşeyin bir hal çaresine bakılıyor. Hiç ummadık şekillerde külfet olarak görünen şeyler size bir lütuf olarak geri dönebiliyor. Yani ibadetler bakımından belki herşey gönlünce dört dörtlük olmayabiliyor ama zorluklar bile bir şekilde kolaylaşıyor.

Mevlâ tekrar tekrar o güzel yerlere gidebilmeyi nasip etsin inşallah..

12 Şubat 2012 Pazar

Bebekle Umre-3


Son akşam, yemekten ayrılırken grubumuzdaki arkadaşlardan birisiyle konuşmamız esnasında ziyaret gerçekleştiremediğimden bahsedince birlikte gitmeyi teklif etti. Böyle ortamlarda bir arkadaşının olması insanı cesaretlendiriyor doğrusu.. Yatsı namazından sonra vakit de çok geç olmadığı için saat 9-10 civarı, Z.S.yi babasına bırakarak gittik. Ve çok şükür normalde daha uzun sürede tamamlanan ziyareti fazlaca uzatmadan tamamlayabildik. Türk ve Endonezyalılar uyumlu ve daha sakin bir karaktere sahip oldukları için, diğerlerini daha önce içeri alıp onları bekletiyorlarmış. Özellikle İranlılar pek söz dinlemiyorlar ve izdihamla birlikte ezilme tehlikesi olan bir ortama sebep oluyorlar. Ayrıca  Ravza-i Mutahhara yani yeşil halıların olduğu kısmdan da ayrılmak bilmiyorlar J O kısımda iki kere ikişer rekat namaz kıldım ama nasıl kıldım Allah bilir.. Secdedeyken tepemden geçen bile oldu yani. İtiş kakışlar arasında namaza konsantre olmak imkansız gibi bir şey. Velhasıl son vakitte de olsa ziyaretimi gerçekleştirebilmiş olarak Medine’den ayrılabildim, çok şükür..

Medine’de Uhud Tepesi, Küba Mescidi gibi yerlere yapılan ziyaretlere maalesef katılamadık. Çünkü bu ziyaretlere sabah saat 6 buçuk gibi erken saatte gidiliyor. Z.S. ile gitmiş olsak otobüse indi bindilerden uyku düzeni bozulacağı için büyük ihtimal o gün ve belki devamı burnumuzdan gelirdi.

Kuba Mescidi
Z.Sare Medine’den Mekke’ye 5-6 saatlik yolculuk süresince de herhangi bir sıkıntı yaşatmadı bize, elhamdülillah.. Otobüste birkaç kişilik boş yer olduğu için eşim o koltuklardan birine geçti ve pıtırcık da bir kısmını yanımdaki koltukta uyuyarak geçirdi.. Genelde yabancılara gitmeyen, gayet yabani bir bebek olmasına rağmen yolda, namaz esnasında arkadaşlarımızla oyalandı. Kuba Mescidi’nde iki rekat namazla birlikte ihrama girdik. Yolculuğumuz salavatlar, lebbeykler, dualar, ilahilerle birlikte çok güzel geçti. Bir ara konakladığımız yerlerden birinde yolculardan biri telefonunu unutmuş, geri dönmek mecburiyetinde kaldık. Bu bizi kafileden biraz geri bıraksa da sonrasında bize çok büyük bir lütuf olarak geri döndü.  Artık Mekke şehrine girdiğimiz andan sonrasında otobüsteki heyecanı ifade edebilmem mümkün değil. Hele bir tepeden aşağı doğru inerken artık Mescid-i Haram’ın görünmesiyle olan coşku, lebbeykler.. Göz yaşların sel olduğu anlar..


Bebekle Umre-1
Bebekle Umre-2
Bebekle Umre-İhtiyaçlar
Bu aralar gidenleri duydukça fena olmaya başladım..

Gitmeden önce çok dinlemiştim bu ilahiyi.. bu akşam gene dinleyince bi kötü oldum, gözümün önünde canlandı oralar..

Allah'ım ne olur tekrar gitmek istiyorum, tekrar tekrar nasip et..


4 Şubat 2012 Cumartesi

hastane önünde incir ağacı


Kanser hastalığı o kadar yayıldı ki..önceden falancanın akrabası-arkadaşı şeklinde duyardık, şimdilerde en yakın arkadaşlarımıza kadar geldi..  Bir haber sitesinde  rastladığım, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın'ın verdiği aşağıdaki bilgileri paylaşmak istedim.. maddi-manevi herkesi yıpratan bu hastalığı Rabbim evlerden ırak etsin..



Günlük hayatımızda bazı tedbirler alırsak kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilirmiş:
*Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin. 
*Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
*Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. 
*Bol taze sebze ve meyve yiyin 
*Yeterli omega-3 alın. Ayçiçeği, mısır, kanola, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, kaymak, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin. 
*Kefir, ekşiyebilen yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin. Bu gıdaların fabrikasyon değil, doğal yöntemlerle üretilmiş olmasına özen gösterin. 
*Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
*Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
*Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
*Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
*Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz).
*Stresten uzak durun.
*İyi uyuyun.
*Çevresel toksin ve sigaradan uzak durun.
*D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
*Yeteri derecede egzersiz yapın.
*Aşırı alkol kullanmayın.
*İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
*Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir. 
*Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler. 
*Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın. Yemeklerinizi ve içeceklerinizi plastik kaplarda muhafaza etmeyin.

1 Şubat 2012 Çarşamba

çöp eve doğru gidiş..

hatırlarına gereksiz derecede bağlı bir insanım.. herşeyden-herkesten anı olabilecek herşeyi biriktirmek gibi saçma sapan bir huyum var, ezelden beri.. ara ara elime geçenleri gözüm döndüğü bir anda atsam da daha atmam gereken bir sürü şey mevcuttur eminim..

misal birkaç gün önce, ben teeeyy ilk okuldayken umreye -mi hacca mı şimdi bilemeyeceğim- giden bir tanıdığımızın hediye ettiği minik bir cüzdan geçti elime.. azme bak, neredeyse 15-16 yıl saklamışım onu.. misafir arefesiydi, o toparlanma hızıyla attım gitti.. böyle zamanlarda bazen atmamam gereken şeyleri de atabiliyorum ya neyse :)

30 Ocak 2012 Pazartesi

"ev alma, komşu al"

diye boşuna dememişler.. hafta sonu karşımıza yeni bir komşu geldi.. halim selim iyi insanlara benziyorlar..
e taşınma hali, evi biraz yaptırdılar da, tabiiki ufak tefek tıkırtılar, matkap sesleri oluyordu.. fakat üstlerindeki komşu cumartesi, temizlik yapıldığı gün, indi merdivenlerden aşarı bas bas bağırdı: "ben sizi iki defa uyarmadım mı, ses yapmayın diye." taşınıyoruz, ne yapalım diyorlar ama adam coşmuş, kadına karşı "seni gömerim oraya gibi" çirkin sözler bile sarfetti yani.. bir tahtası eksik herhalde, bugün camdan takip mi etti ne yaptıysa asansöre bindiğinde, adamcağızı yukarı çekmiş başlamış yine fırçalamaya.. Allah akıl fikir versin.. bu insan en ufak seste aşağıya inip çirkinleşecek herhalde..


apartmanımızda komşuluk diye bir şey yok zaten.. taşınalı 3 sene oldu, karşıdaki eski komşum hariç, bir kişi hoş geldin diye gelmedi.. bebek oldu, bir tane hayırlı olsun diyen yok.. hep yaşıtım, kafa dengi, samimiyet kurabileceğim bir komşu istiyordum ama nasip.. yaşıtım olmasa da karşıma yeni taşınan komşu ile iyi anlaşacağız gibi görünüyor, inşallah öyle olur..

31ocak 2012'den beri